29/4/2008 - Nurullah Genç Şiirleri

HIÇKIRIKLAR Saatler bitmiyor; yapayalnizim Gülmek istiyorum, gülemiyorum Sensiz olmak midir hep alin yazim Bilmek istiyorum, bilemiyorum
Esirgedin nazli, hilal kasini Harap ettin çiçek kokan basini Yüregime akan gözüm yasini Silmek istiyorum, silemiyorum
Sanki hersey efsaneydi, masaldi Ayrilik ruhumu elimden aldi Gözlerim yollara takilip kaldi Gelmek istiyorum, gelemiyorum
Gögüs germek için acilarima Titreyislerime sancilarima Seni bir kez olsun avuçlarima Almak istiyorum, alamiyorum
Saçilan bir köpük olmak dilinde Bogulmak saçinin ince telinde Sir gibi sonsuza degin kalbinde Kalmak istiyorum, kalamiyorum
Unutuyor beni sirli gözlerin Içimde bir yara isliyor, derin Kulaklarin, dudaklarin, ellerin Olmak istiyorum, olamiyorum
Bölerek uykunu, rüyalarina O kucak dolusu hülyalarina Gece gündüz uçup aynalarina Konmak istiyorum, konamiyorum
Deli gibi asik olsa da güle Kim acir çöllerde öten bülbüle Birgün alev alev yanipta küle Dönmek istiyorum, dönemiyorum
Hiçkira hiçkira aglamaktansa Basina karalar baglamaktansa Bu yüregi hergün daglamaktansa Ölmek istiyorum, ölemiyorum.
Nurullah Genç
BİR CEYLAN YÜREĞİNDEN saklama gözlerini acilarin buyuyen zindanlarinda ülfeti gözlerinden özümleyen kalbimin mavi bir yildiz gibi dünyana usulca sokuldugunu göreceksin ufuklara dokunan günesli saçlarinla saklama gözlerini rengini gözlerinden aliyor kalbim ümitlerini
kuslar delirince kirilir denizin kanatlari aynalarin damari çatlar bengisu fiskirir yeryüzüne rüzgara verir toprak sevda tohumlarini bir mecnun bir leylayi anlatir çöllere bir simsek gök gürlemesi bir ceylan yüreginden sulusepken bir yagmur indirir gökten ölüler tartismaya baslar seni aaah/seni, sürur ürpermeler çaginda parlayan ellerimi bir tutuver ne olur ruhumun sessizligi dökülsün üzerinden ezberlenmis bir dünya yasamaktansa uykunun tilsimli yataklarindan siyril gel bana sonsuzlugun sirrini sereyim yollarina resimleri süsleyen kentin varoslarinda böceklerin elinden kurtarayim bahari
Nurullah Genç
YAĞMUR-1 ............................ Vareden'in adiyla insanliga inen NUR Bir gece yansiyinca kente Sibir dagindan Topragi kirlerinden arindirir bir Yagmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudagindan Rahmet vadilerinden bosanir ab-i hayat En mustesna dogusa hamiledir kainat.
Yillardir bozbulanik sular yudumladim ya o zaman bul bi çare sen işini bilirsin Bir pelikan huznuyle yurudum kumsallari Yagmur,seni bekleyen bir tas da ben olsaydim
Hasretin alev alev icime bir an dustu Degisti hayal koskum,gozumde viran dustu Sonsuzluk ciceklerle donandi yuregimde Yagmaanmis ruhuma yenş bir devran dustu
Ihtiyar cubbesinden kan suzulur Nebi'nin Gokyuzu dalgalanir ipekten kanatlarla Mehtabini duslerken o muhur sahibinin Sarsilir Ebu Kubeys kovulmus feryatlarla Evlerin arasina dikilir yesil bayrak Yeryuzu avaredir,yapayalnız ve kurak
Zaman ayaklarimda tukendi adim adim Heyûla,bir ag gibi ordu ruyalarimi Colde seni ozleyen bir kus da ben olsaydim
Yagmur,gulsenimize sensiz,baldiran dustu Dusmanlik icimizde;dostluk yaban dustu Yenilgi,ilmek ilmek dugumlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban dustu
Bir guzide mektuptur,caglarin otesinden Ulasir intizarin yaldizli sabahina Yayilir o en buyuk mustu,pazartesinden Beyazlik dokunmustur gecenin siyahina Susuzluktan dudagi catlayan gonullerin Sukutu yar,sevinci dualar kadar derin
Caresiz bir takvimden yalnizliga gun saydim Bir cezir yasadim ki,yasanmamis,mazide Dokundugun kucuk bir nakis da ben olsaydim İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü ****** Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından *** Alsam ölümsüzlüğü dudaklarından
YAĞMUR-2 ............................
Medeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayan, girdabında boğulur Ana rahminde olur sensizlikten cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzanan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekânın fırçasında solmayan fırça senin
Yağmur,bir gün elimi elinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateş sahibinin hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu, fidan düştü Baykuşa cifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklâl boşluğunda arılar nadan düştü
YAĞMUR-3 ............................
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcım, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran,s ana râm olanlara Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'dan esen rüzgâr Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı, kalkan düştü Mahkûmlar yargılıyor, hakimler mahkûm şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin,bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlik bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahimin, efganımın İçimde hicranımla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine olumsuz ferman düştü Silindi hayalimden butun efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mümindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar hep seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yas da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir gürmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batili yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Nurullah Genç
|